Karadenizde Türkü Kültürü
Karadeniz türkülerinde tatlı bir anlam yoğunluğu var. Her yöremizde olduğu gibi, Karadeniz bölgemizde de insanlarımız sıcak ve samimidir. Karadeniz kültürü sadece kemençeden oluşmamaktadır.
Karadeniz türkülerinde tatlı bir anlam yoğunluğu var. Her yöremizde olduğu gibi, Karadeniz bölgemizde de insanlarımız sıcak ve samimidir. Karadeniz kültürü sadece kemençeden oluşmamaktadır. Karadeniz türkülerinde çok zengin bir anlam derinliği var desek hiç de abartmış sayılmayız. Bütün samimiyetimle inanıyorum ki; bu türküler insanın içini sıcak bir havayla doldurmaya yetiyor. Karadeniz insanı bu türkülerde gurbeti anlatmış, hasreti anlatmış, sevdalığı anlatmış velhasıl insana dair ne varsa hepsini anlatmış diyebiliriz. Son derece basit ifadelerle insanı yüreğinden yakalayan söyleyişler geliştirmiş Karadeniz insanı.
''Kaderi ben yazmadım Yaradan yazdı kara Can dayanmaz dayanmaz Canlı ayrılıklara''
gibi ifadelerle, yaşarken ayrı düşmeyi ne güzel anlatmışlar. Biz burada basit ve su katılmamış bir samimiyeti hemen hissediyoruz. En insani duyguları damdan düşer gibi ifade etmişler. Mesela;
''Pencerenin camına Boya surerim boya Pencereden bakana Sarılsam doya doya''
derken lafın kenarından dolanmamış, açık açık sevdasını ifade etmiştir. Karadeniz türkülerinin beslendiği kültür altyapısını ele alacak olursak, göreceğimiz ilk gerçeklik bu türküler günlük hayatın içinden doğaçlama olarak çıkmıştır. Pek çoğu ''ırgat'' denilen ortamlarda doğaçlama olarak söylenmiştir. Irgat derken açıklamamız gereken bir durum da söz konusudur. Karadeniz’de ırgat dediğimiz kavram, iç bölgelerimizde '' imece'' denilen kavramın karşılığı olarak kullanılır. Komşunun işini ortaklaşa yapmaya denir. Bu ırgatlarda insanlar kendilerine göre sözlü ve şifahi bir kültür de geliştirmişlerdir. Değirmenlerde nöbet beklerken, düğünlerde ve yayla şenliklerinde söylenegelen atma türkülerle Karadeniz kültürü beslenir ve zenginleşir. Irgatlarda, düğünlerde ve değirmenlerde bir araya gelen köylüler karşılıklı bir birlerine atma türkü atarlar. Bu atma türküler ince bir zekâ ürünü olup, çoğunlukla ''laf çatma, ima etme ve rumuzlu meram anlatma'' niteliği de taşımaktadır.
''Benim yârim okumuş O mühendis alacak Mühendis alamazsa Gene bana kalacak''
gibi ince bir istihza da ifade eder aynı zamanda. İnsanın olduğu yerde neşe de var, hüzün de. Yeri gelir neşelenir horon teper Karadeniz insanı yeri gelir ağıt yakar. Gurbete giden yavuklusunun ardından maniler düzer.
''Deniz üstü direğim Ben yarimden ırağım Eller yarim dedikçe Kaynar benim yüreğim''
veya
'' Evin üstünde çeşme Bir su ver de içeyim Saçların cebimdedir Senden nasıl geçeyim''
'' Dedim gel kaçalım Ağlatan gülmez Dedi senin paran Boyama yetmez''
derken de bölgedeki yoksulluğu bir âşık delikanlının ağzından bize söyler. Canlı canlı cıvıl cıvıl çok renkli bir hayat yaşanır Karadeniz’de.
Karadeniz kültürüne estetik bir form kazandırıp bütün Türkiye'ye tanıtmak mümkündür de. Burada ilk yapılması gereken şey Karadeniz’de doğru Türkçe hassasiyetini yerleştirmektir. Her zaman sığınılan bir bahane vardır. '' Ben olduğum gibi kabul edilmeliyim'' Hayır! asla bu doğru bir yaklaşım değildir. Bu mantığı kesinlikle kabul etmiyorum. Böyle düşünenler işin kolayına kaçanlardır. Kendini düzeltmek yerine, tembellik ve beceriksizliklerine kılıf uydurmak gayretindedirler.
Karadeniz kültürünü Türk kültürü içinde ayrı bir alt kültür olarak göstermek isteyenler çok büyük bir yanılgı içindedirler. Alt kültür olarak kalmayı asla ve asla kabul etmemeliyiz. Karadeniz’de çok zengin bir kültürel miras var. Bu zenginlik daha da geliştirilip Türk gençliğinin hizmetine sunulabilir. Bunu yaparken de kullanacağımız dil ‘’İstanbul Türkçesi’’ nden başkası olamaz. Aksini savunanların ciddiye alınacak bir tarafı da yoktur.
Sanat adına televizyonlara çıkarılan, hiç bir estetik kaygısı taşımayan sanatçıların(!) bütün Karadeniz halkını temsil ettiğini söylememiz asla mümkün değildir. İlk bakışta otantik bir hava estirmesi bakımından kulağa ve göze hoş gelse de bunun çok ciddi bir hata ve Dejenerasyon olduğunun farkına varmalıyız.
Düşünün ki televizyon dizilerinde gösterilen Karadenizli tipleri, Karadeniz insanını aşağılayıcı bir hal almaya başladı. Bu tipler hiç de gurur duyulacak tipler değildir. ''Ayrılsak ta beraberiz'' adlı dizide boy gösteren '' Kapıcı İdris'' tiplemesi geri zekâlı bir Karadenizli modeli sunmaktadır ki; ben bu durumdan şahsen rahatsızım. Aynı şekilde '' Çocuklar Duymasın'' dizisinde '' Sapık Fısfıs İsmail'' rolü ciddi bir biçimde rahatsız edici değil mi? Son olarak '' Avrupa Yakası '' dizisine mankafa bir Karadenizli genç eklendi. Dizilerde olduğu gibi normal şehir hayatında da hak ettiğimiz yeri almak istiyorsak, eski alışkanlıklarımızı terk edip, yeniden bu kültürün asli bir unsuru olma bilincini yakalamalıyız. Karadeniz’de bu kültürü besleyecek çok güzel malzemeler var. Bize düşen bu kültürü işleyip insanların istifadesine sunmaktır.
Pınar YÜKSEL
Karadenizde Türkü Kültürü - Rize - Sefali Köyü İnternet Sayfaları
|